Accessoires DE  728x90
XV. YÜZYILDAN XIX. YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMANLI EDEBİYATI
06 12 2009

XV. YÜZYILDAN XIX. YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMANLI EDEBİYATI

DİVAN EDEBİYATI
-13-19. yüzyıllar arasında oluşan,İslam kültürünün ortak özellikleriniyansıtan,geniş ölçüde Arap ve Fars (İran) edebiyatının etkisini taşıyanyazılı edebiyatımızdır.
-Başlangıcından itibaren şiir ,düzyazıdan önde gitmiş ve gelişmiştir.
-Divan edebiyatı sanatçılarının beslendikleri kaynaklar:
Başta dini inançlar olmak üzere İslami ilimler,İslam tarihindenolaylar,tasavvuf,Hint-İran kökenli kıssalar,peygamber kıssaları,evliyamenkıbeleri,çağın bilimleri,günlük olaylar,gelenek vegörenekler;terimler,deyimler ve atasözleri ile zenginleşen bir dil.
-Divan Edebiyatı’nın kendine özgü bir sanat anlayışı,sınırlı bir duyguve şiir dünyası,sanatlı bir dili,İslam dini ve tasavvufa dayalı birdüşünce örgüsü vardır.
-Şekilci,kuralcı ve idealist bir edebiyattır.

DİVAN EDEBİYATI’NIN GENEL ÖZELLİKLERİ
-Dili; Arapça,Farsça,Türkçe karışımı olan Osmanlıcadır.
-Klişe bir edebiyattır.Duygu ve düşünceler kalıplaşmış sözlerle (mazmunlarla) anlatılır.
-Anlatılan konu değil;konunun anlatış biçimi ön plandadır.
-Soyut bir edebiyattır.İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
-Aydın zümrenin edebiyatıdır.Medrese kültürü hakimdir.Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
-Sanatlara bolca yer verilmiş,sanat yapmak amaç olmuştur.
-Arap ve İran edebiyatının etkisi ile ortaya çıkmış,bir süre sonra milli bir edebiyat kimliği kazanmıştır.
-Nazım ön planda tutulmuş nesre pek az yer verilmiştir.
-Nesir alanında tezkireler,münşeatler,tarihler,dini metinlernasihatnamelere rastlanmaktadır.Bunlarda da sanat yapma amacı önplandadır.
-13. yüzyılda gelişmeye başlamış,16 ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış,18. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
DİVAN ŞİİRİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
-Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır.Beyit,cümleye hakimdir.
-Tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
-Şiirler,konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmıştır.
-Şiirde daha çok aşk,sevgili,din ve kadercilik gibi konular işlenir.
-Parça güzelliğine önem verilmiştir.
-Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalar yoğun olarak kullanılmıştır.
-Ağırlıklı olarak aşk acısından duyulan mutluluk dile getirilmiştir.
-Kavramlar,ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış sözlerle (mazmunlarla) anlatılmıştır.
-Şekil güzelliği sağlamak için eş anlamlı sözcüklere yer verilmiştir.
-Kişisel sevinçlere ve acılara çok yer verilmiştir.
-Tasavvufla ilgili terimler geniş ölçüde kullanılmıştır.

DİVAN EDEBİYATI'NDA KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ
1.GAZEL:
-İran edebiyatından gelmiştir.
-Aşk,sevgilinin güzelliği,sevgilinin aşığa çektirdiğicefa,ilgisizliğinden şikayet,kıskanma,ayrılığın verdiği ıstırap,kavuşmaarzusu,sevgiliye karşı yakarışlar,dost sohbetlerindeki hallerin yanısıra bazen de tasavvufi konular,hayat,dünya,ahiret,Allah aşkı,peygambersevgisi de işlenir.
-5-15 beyit arasında yazılır. (daha çok 5-7)
-Aruzun tüm kalıplarıyla yazılır.
-aa,ba,ca … şeklinde uyaklanır.İlk beyit mutlaka kendi içinde uyaklıdır.
-İlk beyte matla,son beyte makta denir.Mahlas genellikle son beyitte yer alır.
-En güzel beyte beyt’ül gazel veya şah beyit denir.
-Konu birliği olan gazellere yek ahenk gazel;aynı güzellikteki beyitlerden oluşan gazellere yek-avaz gazel denir.
-İç uyaklı gazellere musammat gazel denir.

2.KASİDE:
-31-99 beyitten oluşur.(20-99,katta 100 beyitten uzun kasideler de vardır.)
-aa,ba,ca… şeklinde uyaklanır.
-İlk beyte matla;son beyte makta denir.
-En güzel beyit beyt’ül kasid’dir.
-Şairin mahlası taç beyitte geçer.
-Genellikle din ve devlet büyüklerini övmek için yazılır.Başka konularda da yazılabilir.

KASİDENİN BÖLÜMLERİ
1.Nesib (Teşbib):Genellikle en uzun ve sanatlı bölümdür.Mevsimler,bayram günleri… işlenir.
2.Girizgah:1 ya da 2 beyittir.Şair,öveceği kişiden bahsedebilmek için fırsat arar.Ustaca ve nükteli yazılır.
3.Methiye:Adına kaside yazılan kişi övülür.(asıl bölüm)
4.Tegazzül:Kasideyle aynı ölçü ve uyakta gazel yazılır.
5.Fahriye:Şair,kendi sanatını ve diğer şairlerden üstünlüğünü anlatır.
6.Dua:Övülen kişi için dua edilir.

KONUSUNA GÖRE KASİDELER:
1.Tevhid:Allah’ın birliğini ve yüceliğini anlatan kasidelerdir.
2.Münacat:Allah’a yalvarmak,dua etmek amacıyla yazılan kasidelerdir.
3.Naat:Hz.Muhammed’i övmek için yazılan kasidelerdir.
4.Mersiye:Bir kişinin ölümü üzerine yazılan kasidelerdir.(İslam öncesi sagu;halk edebiyatı ağıt)
5Methiye:Bir kimseyi övmek için yazılan kaside.
6.Hicviye:Bir kimseyi yermek,eleştirmek için yazılan kaside.

-Bazı kasideler rediflerine göre ‘gül,sünbül,lale,menevşe,su’ kasidesi gibi isimler alabilirler.

3. RUBAİ:
-4 dizeliktir.Genellikle aaba şeklinde uyaklanır.
-Mahlas geçmez.24 kalıbı vardır.Özel aruz kalıpları vardır.
-Hikmet taşıyan düşünceler,dünya görüşleri,maddi ve manevi aşk anlayışları,felsefi düşünceler,tasavvuf konu olarak yer alır.
-Tek bir düşünce en kısa yoldan,en yoğun şekilde anlatılır.Bunun için dizelerde tam bir anlam bütünlüğü vardır.
-1 ve 2. dize hazırlıktır.Asıl söylenmek istenen 3-4. dizelerde söylenir.
-İran kaynaklıdır.Rubai alanında Ömer Hayam (İran),Azmizade Haleti (Divan ed.) ve Yahya Kemal Beyatlı’dır.(son dönemde)

4.ŞARKI:
-Aşk,içki,eğlence gibi konular işlenir.
-Dört dizelik bentlerle yazılır.(3-5 bent).
-Biçim olarak murabbaya benzer.
-Bestelenmek amacıyla yazılır.
-Türk edebiyatına özgüdür.Koşma ve türkünün Divan Ed. Karşılığı gibidir.
-İlk dörtlükte 2. ve 4.;diğer bentlerde 4. dize tekrarlanır.Bu dizelere nakarat denir.
-aaaa,bbba,ccca… şeklinde uyaklanır.
-Divan Ed.’da Nedim,son dönem Türk Ed.’da Yahya Kemal şarkılarıyla ünlüdür.

5.MURABBA:
-Dört dizelik bentlerden oluşur.
-aaaa,bbba,ccca… şeklinde uyaklanır.
-Bendin son dizesi tekrar edilirse buna murabba-i mütekerrir denir.
-3-7 benttir.
-Felsefi konular ,aşk gibi konular yer alır.

6.MUHAMMES:
-Beşer dizelik bentlerle kurulan nazım içimidir.
-Genellikle aaaaa,bbbba… şeklinde uyaklanır.
-Her konuda yazılabilir.


7. TERKİB-İ BEND:
-Beyitlerle oluşan bentlerden meydana gelir.(5-15 beyit)
-Kafiyelenişi gazel gibidir.(aa,ba,ca…)
-Her bendin son beyti kendi içinde uyaklıdır.Bu beyte vasıta beyit denir.Vasıta beyit her bendin sonunda değişir.
-Toplumun bozuk yönleri,felsefi görüşler,talihten ve hayattan şikayet gibi konular işlenir.
-Bağdatlı Ruhi(Divan Ed.) ve Ziya Paşa(Tanzimat dönemi) terkib-i bendleriyle ünlüdür.

8.TERCİ-İ BEND:
-Terkib-i bende benzer.
-Vasıta beyit her bentte aynıdır.
-Allah’ın varlığı ve kudreti,kainatın sonsuzluğu,insanın bu kudret vesonsuzluk karşısındaki durumu,hayattaki zıtlıklar gibi konular işlenir.


ANONİM TARZI TÜRK HALK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ
• Halkın ortak ürünüdür.
• Yüzyıllar süren gelişim gösterir.
• Hece ölçüsü kullanılmıştır.
• Halkın yaşamından otaya çıkmıştır.
• Sözlü ürünlerdir, çok sonraları birileri tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
• Türkü, destan, masal, ninni, bilmece, mani, halk hikâyeleri gibi nazım şekilleri vardır.

ANONİM HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ:
MANİ
Çoğunlukla 7 heceli dört dizelik bir bendden meydana gelir. Amadizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır.
Söyleyenleri belli değildir. Birinci, ikinci dördüncü dizelerbirbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişiaaxa'dır. Aaaxa ve axaxa düzeninde maniler de var. İlk iki mısradoldurmadır, konuya giriş için söylenir. Burada somut nesneler, doğaile ilgili görüntüler dile getirilir. Son iki mısrada ise asılsöylenmek istenen verilir. Rubainin etkisiyle oluştuğu sanılır.Maniler, düz mani ve ayaklı (cinaslı, kesik) mani olarak iki gruptaincelenir. Cinaslı manilerde mısra sayısı dörtten fazla olabilir.Mani", Doğu Anadolu'da "bayatı", Urfa'da "hoyrat"... gibi adlar alır.

TÜRKÜ
Anonim Halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür.
İlk kez kimin tarafından söylendiği bilinen türküler de vardır.
İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. Ancak türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir.
Halkın duygularını, sevinçlerini ve acılarını ifade etmek için söylenir.
Daha çok aşk, doğa, güzellik, kahramanlık, toplumsal olaylar işlenir.
Türkülerin kalıplaşmış bir nazım şekli yoktur. İki bölümden oluşur.
Birinci bölüm asıl sözlerin bulunduğu bölümdür ki buna “bent” adıverilir. İkinci bölüm ise bentlerin sonunda yinelenen nakarattır. Bubölüme “bağlama” ya da “kavuştak” denir. Her türküde kavuştak (nakarat)olmayabilir.
Çok çeşitli uyak düzeni kullanılır. 7’li, 8’li veya 11’li hece ölçüsüyle söylenir.
Türküler besteleriyle söylenir. Bu nedenle bir türkünün ilk kez söylenmesine “türkü yakmak” denir.
Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.
Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimideğişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göreayrılır.
Ezgilerine Göre Türküler:
Uzun havalar (Divan, koşma, hoyrat), Oyun havaları , bozlak, kayabaşı, türkmani, Çukurova
Konularına Göre Türküler:
Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk, ayrılık,ölüm, düğün, kahramanlık, askerlik, tören, iş, eşkıya, acıklı olaylarlailgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyuntürküleri, ağıtlar.
Yapılarına Göre Türküler:
Asıl bölüm olan ana dizelerin dize sayısına göre üçleme, dörtleme, beşleme gibi adlar alır.

ÂŞIK TARZI TÜRK HALK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

• İslamiyet'ten önce başlamıştır.
• Eskiden “kam,baksı” adı verilen ozonlara bu dönemde “AŞIK”adı verilmiştir.
• Âşıklar şiirlerini bağlama adı verilen sazlarla köy köy dolaşıp söylemiştir.
• Hece ölçüsü kullanılmıştır.
• Dili sadedir.
• Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.
• Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
• Şairler şiirlerini “CÖNK” adı verilen defterde toplarlardı.
• Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
• Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
• Koşma, mani, türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.
• 17. yüzyıldan sonra divan edebiyatından etkilenmeye başlamıştır.


ÂŞIK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ


A) Koşma:
Âşık Edebiyatı’nın en sevilen ve en yaygın olarak kullanılanşiir biçimidir. Koşmalar genellikle lirik konularda söylenir.
Dörder mısralık bölümlerden oluşur. Dörtlük sayısı genelde üç ile beşarasında değişir. Altı dörtlükten oluşan koşmalar da vardır. 11’li heceölçüsüyle (6+5 ya da 4+4+3 duraklı olarak) yazılır/söylenir. 4+3 ve 4+4kalıbıyla söylenmiş koşmalar da vardır.
Sözlü Türk Edebiyatın’daki koşuk nazım şeklinin devamı niteliğindedir.Koşmalarda değişik kafiye örgüleri kullanılır. En yaygın kafiye örgüsü:abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb... veya; xaxa bbbc cccaddda... şeklindedir. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer.Koşmalar konu yönünden Divan Edebiyatı’ndaki Gazel ve şarkı’ya benzer.Türk Edebiyatı’nın tanınmış koşma şairleri Karacoğlan, Bayburtlu Zihni,Aşık Ömer ve Erzurumlu Emrah’tır.
Genellikle saz eşliğinde, ezgiyle söylenen koşmalar, ezginin niteliğinegöre “Acemi koşması, Ankara koşması, topal koşma, kesik kerem” gibitürlere ayrılır.
Aşk ve doğa konularının yanı sıra, ayrılık, özlem, yalnızlık, gurbet, sıla, ölüm gibi temaları işler.
Koşmalar konularına göre dört çeşittir:
Güzelleme: İnsan, hayvan ve tabiat güzelliklerinin anlatıldığı koşmalara denir. En ünlü şairi Karacaoğlan (17. yy) dır.
Koçaklama: Yiğitçe bir anlatımla söylenen, kahramanlık ve savaş konulukoşmalardır. Bu türün en başarılı sanatçıları Köroğlu (16. yy) veDadaloğlu (19.yy)'dur.
Taşlama: Toplumun ve insanların eksik yönlerinin ele alınarak, bunlarıneleştirildiği koşmalardır. Aynı konunun işlendiği şiirler DivanEdebiyatı’nda hiciv, Batı edebiyatında satir, çağdaş edebiyatta yergiolarak adlandırılır. Bu türün ünlü ozanı Seyrani (19. yy)'dir.
Ağıt: Ölüm ve doğal afetler üzerine özel bir ezgiyle söylenenkoşmalardır. Ölüm konulu şiirlere Sözlü Türk Edebiyatı’nda Sagu, DivanEdebiyatı’nda Mersiye adı verilir.

B) Semai:
Semai, "işitilerek öğrenilen şiir" demektir.
Âşık edebiyatının kimi yönlerden koşmaya benzeyen bir nazım biçimidir. Semainin başlıca özellikleri şunlardır:
8'li hece ölçüsüyle söylenir. Koşma gibi 3-6 dörtlükten oluşur. Halkşiirinde aruzla söylenmiş semailer varsa da bunlar Divan şiirine özenenkimi ozanlar tarafından söylenmiştir.
Uyak düzeni koşmaya benzer. Koşmada işlenen temalar ve konular semaide de işlenir. Söyleyenleri bellidir.
Semainin de güzelleme, koçaklama, taşlama... gibi türleri vardır.

Genellikle aşk ve doğa konusu işlenir. Kafiye düzeni ve dörtlük sayısıbakımından Koşmaya benzer; fakat semailerde 8’li hece ölçüsükullanılır. Ayrıca semailerin kendine özgü bir de ezgisi vardır.Karacoğlan’ın semaileri ünlüdür.

C) Varsağı:
Güneydoğu Anadolu'da yaşayan Varsak boyu ozanlarınca söylenen şiirlere varsağı denilmiştir.
Çok yaygın olmayan bir nazım biçimidir, ölçüsü ve uyak düzeni semaigibidir. (8'li ölçü, abab / cccb / dddb...) özel bir ezgisi vardır.
Genellikle 3-5 dörtlükten oluşur. Dörtlük sayısı daha fazla daolabilir. Koşma ve semaide işlenen konu ve temalar varsağıda daişlenir. Müziğinde ve sözlerinde meydan okuyan, babacan, erkekçe,yiğitçe bir hava duyulur. Bu da dörtlüklerin içindeki “bre” “hey”“behey” gibi ünlemlerle sağlanır. Hayattan ve talihten şikayet üzerindesık sık durulur. Bu türün en güzel örneklerini Karacaoğlan vermiştir.

D) Destan:
Âşık edebiyatındaki destanı, ulusların başından geçen kahramanlıkolaylarını anlatan destan (epope) ile karıştırmamalıdır. Âşıkedebiyatındaki destanlar, toplumu yakından ilgilendiren savaş,ayaklanma, eşkıyalık, kıtlık, deprem, yangın gibi olaylar; toplumsalyergiler; cimrilik, dalkavukluk, mirasyedilik... gibi gülünç hayatolayları üzerinde durur.
Destanların diğer özellikleri şunlardır:
Duygusal öğelere hemen hiç yer verilmez.
11'li ya da 8'li hece kalıbıyla söylenir. Dörtlüklerle oluşur.
Uyak düzeni koşmaya benzer. Konusu ve uzunluğu bakımından koşmadan ayrılır.
Halk şiirinin en uzun nazım biçimidir. Kimi destanlarda dörtlük sayısıyüzden fazladır. Dörtlük sayısı konunun özelliğine bağlıdır.
Kendine özgü bir ezgisi vardır
Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler.
Konuları bakımından destanları savaş, yangın, deprem, salgın hastalık,ünlü kişilerin yaşamları, mizahi....gibi gruplandırabiliriz.
Seyranî ve Âşık Ömer bu alanda ünlüdür. Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman Destanı ‘’en ünlüsüdür’’.



HALK HİKÂYELERİ
Destanların zaman içinde değişime uğramış biçimleri sayabileceğimizhalk hikâyeleri gerçeğe daha yakın olmaları bakımından destandanayrılırlar. Anonimdirler.
Halk hikâyelerinde şiirle düzyazı iç içedir. Halk hikâyeleri konuları yönünden iki grupta incelenebilir.
Tek olay çevresinde gelişen halk hikayeleri olduğu gibi, kişi ve olaysayısı çok halk hikayeleri de vardır. Bu hikayeler âşıklar ve yaşlılartarafından anlatılır.

Halk hikayeleri konularına göre dört çeşittir.
1.Aşk Hikayeleri: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin,Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık GaripHikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...
2.Dini-Tarihi Halk Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikayeler...
3.Kahramanlık Hikayeleri: Köroğlu Hikayesi
4.Destanî Halk Hikâyeleri: Dede Korkut Hikayeleri

NOT: Halk hikayeleri, destan ile roman arasındaki aşamanın ürünüdür.

MESNEVİ
• Roman ve hikâyenin yerini tutan çoğunlukla uzun konuların işlendiği nazım biçimine denir.
• Her beyit kendi arasında kafiyeli olduğu için uzun yazılmaya imkân vermiştir.
• Beyit sınırı yoktur.
• Çoğunlukla hikemi konular, efsaneler, kahramanlık ve aşk konuları işlenmiştir.
• Leyla-Mecnun mesnevisi en çok okunan olmuştur.

b.Göstermeye Bağlı Edebi Metinler
Türk halk tiyatrosu dört ana başlık altında toplanır.
1.Gölge Oyunu (Karagöz)
2. Meddah
3. Orta oyunu
4.Köy Seyirlik Oyunu

1.Gölge Oyunu (Karagöz)
Bu oyunların hepsi belli bir metne dayanmayan sözlü ürünlerdir. Olayher defasında yeni bir anlatım tarzıyla seyirciye aktarılır. Oyunlardasöyleşenler arasındaki karşıtlığın belirlenmesi en önemli noktalardanbiridir. Tuluat tiyatrosunda buna anahtar vermek denir. Gölge oyunundaHacivat; orta oyununda Pişekâr; kukla tiyatrosunda, ihtiyar, anahtarveren kişiler arasındadır. Oyunlar söz, raks, mimikle, şaklabanlıküzerine kurulmuştur. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaygınlaşan epiktiyatro, absürt tiyatro ve kabare türüyle geleneksel Türk tiyatrosuarasındaki benzerlikler dikkat çekicidir.
Karagöz oyununa eskiden hayal-i zili, zıll-ı hayal, hayal-i sitare gibi adlar verilmişti.
Karagöz oyunları yüzyıllarca halkın tiyatro ihtiyacını karşılamıştır.
Bir Karagöz oyunu; giriş, muhavere, fasıl ve bitiş bölümlerine ayrılır.
Son bölüm olan bitişte sadece Karagöz ile Hacivat vardır. Hacivat“Yıktın perdeyi eyledin viran, Varayım sahibine haber vereyim hemen.”diyerek perdeyi terk eder. Karagöz de “Her ne kadar sürc-ü lisan ettikise affola.” sözü ile oyunu bitirir. Her tipin perdeye gelişinde veoyun arasında müzikten yararlanılır.
Karagöz oyunu, hayalî veya hayalbaz denilen bir kişi tarafından oynatılır ve seslendirilir.
Karagöz oyunlarında başlıca şu tipler yer alır; Karagöz, Hacivat,Çelebi, Zenne, Tiryaki, Beberuhi, Matiz, Külhanbeyi, Tuzsuz Deli Bekir,Rumelili, Kastamonulu, Bolulu, Kayserili, Aydınlı, Trabzonlu, Harputlu,Acem, Arnavut, Yahudi, Rum, Acem...
Asıl Kahramanlar Karagöz ile Hacivattır. Karagöz işsiz, fakir, zeki,nüktedan bir kişidir, cahildir. Hacivat ise biraz okumuş, bilgiçgeçinen, gösteriş meraklısı bir yarı aydındır. Oyun, ikisi arasındakikonuşmalarda yanlış anlaşılmalardan doğan çatışmaya dayanır.
Karagöz oyunlarındaki bazı önemli fasıllar şunlardır: Mahalle Baskını,Mandıra, Cambazlar, Karagöz’ün Evlenmesi, Kanlı Kavak, Kanlı Nigâr,Yalova Sefası, Hamam, Kayık, Karagöz’ün Şairliği vb.
İlk kez XIX. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanan Karagöz’ün bütünoyunları Cevdet Kudret’in “Karagöz” adlı kitabında toplanmıştır.

2.Meddah
Meddahlık, bir oyuncunun tek başına hazırlayıp sunduğu bir seyirlik oyundur. Meddah sözcüğü ise öven anlamını taşır.
Meddah kahvehanelerde hünerini göstereceği zaman dinleyicilerden dahayüksek bir iskemleye oturur; elinde bir baston omuzunda da büyükçe birmendil tutardı. Mendili türlü ses ve şive taklitleri yaparken ağzınıburnunu kapamak için, bastonu da çeşitli gürültüler çıkarmak içinkullanırdı.
Türk halk hikâyeleri iki farklı yolda gelişmiştir. Küçük şehir vekasabalarda halk hikâyeleri; İstanbul, Edirne, Bağdat, Bursa gibi büyükşehirlerde ise meddah hikâyeleri ilgiyle karşılanmıştır. Meddahkonularını hikâye kitaplarından, sözlü halk masallarından aldığı gibi,büyük şehirlerin günlük hayatıyla ilgili çeşitli olaylardan daesinlenir. Kişileri ideal kahramanlar değil, toplum içinde her günrastlanan insanlardır.
Meddah hikâyeleri en çok yetişkin erkek dinleyicilere seslenen biranlatı türü idi. Büyük konaklarda uzun kış gecelerinde tertiplenensohbetlerde, halk için de kahvelerde, özellikle ramazan gecelerindeanlatılırdı.
Meddahlıkta sahne ve dekor yoktur. Meddah, erkek dinleyicilerintoplandığı yerlerde oyununu sergiler. Özel bir kıyafeti, sahne düzenibulunmaz. Yüksekçe bir yerdeki sandalyeye oturarak taklide dayananhikâyesini anlatır.
Seyirci hazır olunca meddah kürsüye çıkarak “Haak dostum Haak!” diyeseslenir. Bu meddahın taklide başlayacağının göstergesidir. Ardındankısa bir dize okur. “Söyledikçe sergüzeşti,verir bezme letafet. Dinleimdi bende-i âcizden bir hikâyet.” Kısa bir “döşeme” den sonra asılhikâyeye geçilir. İşte bütün ustalığını bu hikâyede göstermekanlatacaklarına canlılık getirmek zorundadır meddah. Anlatım bütünüyleses taklidine dayanır. Taklidin en heyecanlı yerinde söz kesilir,elinde bir çanakla dinleyiciler arasında dolaşan birisi meddah içinpara toplar. Hikâye bitince seyircilerin alınmaması, için bir özürcümlesi söylenerek gösteri bitirilir.
Ünlü seyahatnamesinde Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda İstanbul’dakimeddahların sayısını seksen olarak gösterir. XVIII. yüzyılın en ünlümeddahı ise Tıflî Çelebi’dir. XIX. yüzyılda öne çıkan en büyük isim iseKız A h m e d ’ d i r. (Metin A n d ) XX. yüzyılın başlarında yetişmişolan meddahlardan Aşkî ve Surûrî bu sanatın en ünlü adları olarakİstanbulluların anılarında yaşarlar.
3.Orta Oyunu
Orta oyununda Pişekâr okumuş, kültürlü biri olduğu için Arapça, Farsçasözcükler kullanır. Kavuklu “anlamadım” diyerek âdeta Pişekâr’ı Türkçekonuşmaya yönlendirir. Pişekâr da her sözün açıklamasını yapar.
Orta oyunu dört bir yanı seyircilerle çevrilmiş üstü açık bir meydandayazılı metne bağlı olmayan bir konunun çatısına uyularak doğaçlamaolarak oynanır. Orta oyunu meydanında sandık odası, kapı, dükkân,meydan, paravana, mevki ve parmaklık bulunur.
Müzik, raks, şarkı, taklit ve muhavereden oluşan orta oyunu kol oyunu,meydan oyunu adlarıyla da anılır. Orta oyunu meddahın çok oyuncutarafından oynananı ya da Karagöz’ün perdeden meydana inmiş şeklidir.XIX. yüzyılın ikinci yarısıyla XX. yüzyılın ilk çeyreğinde son hâlinigördüğümüz orta oyununun en az beş yüz yıllık bir tiyatro türü olduğubir gerçektir.
Orta oyununa yazılı bir metin yoktur. Oyuncular ellerindeki olayıistedikleri biçimde işleyerek seyirciye sunarlar. Usta orta oyunuoyuncuları bilinen tekerleme ve nüktelere yeni eklemeler yaparakyeniden yaşam verirler.
Orta oyununda Pişekâr, Kavuklu, Frenk ve Zenne aynı kişilik ve kıyafetlerle çıkarlar.
Orta oyunu giriş, muhavere (söyleşmek) fasıl ve bitiş bölümlerinden oluşur.
XIX. yüzyılda, Kavuklu Hamdi’nin ölümüne (1911) kadar bir süre dahayaşama çabası gösteren ortaoyunu, o tarihten sonra gittikçe ortadansilinmeye başlamıştır. Devrini tamamlamış bir uygarlığın ürünü olan busanat tarihsel görevini yaptıktan sonra cumhuriyet devrinde yerinitiyatro ve sinemaya bırakmıştır.

c.Öğretici Metinler

1.Tezkire
MİHRÎ HATUN
Amasyalıdır. Hoş yaratılışlı kadındır. Sultan Selim hazretlerine veSultan Ahmet’e nice kasideler ve gazeller vermiştir. Şiirleri halkarasında meşhurdur. Gazelleri gönül ehilleri arasında zikredilir. Şubeyitleri onun bilinen şiirlerindendir:

Dedim yüzünü görmedim evvelki görüşte.
Bürka götürüp açtı yüzün dedi gör işte

Göz gördü gönül bildi ki ben küşte-i aşkım
Kimse bana rahm etmedi bil işte gör işte
Şehî Bey
Sehî Bey Tezkiresi
Okuduğunuz metinde Mihrî Hatun hakkında çok kısa bilgiler verilmektedir.
Divan edebiyatında çeşitli devirlerde yaşayan şairlerin kısaca hayat veeserlerinden söz eden kitaplara “Tezkire” veya “Tezkire-i Şuara”(Şairler tezkiresi) adı verilir.
Okuduğunuz Mihrî Hatun adlı tezkire de Sehî Bey tarafından yazılmıştır.Türkçe ilk şuara tezkiresini, Ali Şir Nevaî (1441- 1501) kalemealmıştır. Osmanlılarda yazılan ilk tezkire, Sehî Bey’in (ölm. 1548)Heşt- Behişt adlı eseridir. Cumhuriyet döneminde İbnülemin Mahmut İnal(1870 - 1957) bu geleneği Son Asır Türk Şairleri adlı kitabındasürdürmüştür. Edebiyatımızda iz bırakan bazı tezkireler şunlardır:Gülşen-i Şuara, Kınalızâde Tezkiresi, Rıza Tezkiresi, Yumnî Tezkiresi,Beliğ Tezkiresi, Adab-ı Zurafâ, Silahtar Tezkiresi, Esrar DedeTezkiresi, Tuhfe-i Na’ilî vb.


2.Seyahatname
Seyyah veya gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını,tarihlerini, medeniyetlerini anlatır. Yabancı ülkelere gönderilenelçilerin yazdığı seyahatnamelerde gidip görülen ülke insanlarınınzevklerine, eğlencelerine, giyim kuşamlarına, folkloruna, sosyalekonomik durumlarına dair pek çok bilgi yer alır.
Türk edebiyatında seyahatname türünde en önemli eser, Evliya Çelebi’nin“Seyahatname”sidir. Büyük ve eşsiz eserinde bize XVII. yüzyılTürkiyesinin sanatını, tarihini coğrafyasını, folklorunu geleneklerini,göreneklerini ayrıntılarıyla verir.
Dünya edebiyatının seyahatnameleriyle tanınmış ünül isimleri Venedikli Marco Polo (1254- 1324) ve Arap seyyahı İbn Batuta’dır.

3.İlmî Metinler

JAPONYA’DA AHLAK VE ÂDET
Bu ada halkının büyükleri ve uluları enselerinde birer perçem kor. Ortatabaka halkı başının yarısını yülür. Oğlancıklar başının önünü yülür vehepsinin yanında birbirinin perçemine el ile dokunmak büyük ayıp veardır. Hepsi kıllarını cımbız ile yolarlar. Ve bunlar ak kerli ferli vegüzel olur. Döşek gibi kaba ve pak hasırlar ile evlerini döşeyip onunüzerinde otururlar. Başlarının altını taş ve odun ile kabartırlar vebunlar açlığa ve susuzluğa ve sıcağa ve uykusuzluğa çok sabreder vedayanırlar. Doğan çocukları sert soğuklarda bile ırmaklara sokupyıkarlar. Memeden kestikten sonra analarından ayırıp güç yerlerdebüyütürler ve ava alıştırırlar. Lakin fakirlikten daha çok nefretedilecek ve iğrenç nesne görmezler. Bundan ötürü çoğu karılar oğullarıfakir olup

ulular hizmetine varmasın deye onları öldürürler. Avratlar ipektenkumaşlar giyer ve baştan ayağa dek örtünürler. Papuçları buğdaysapından işlenip örülmüştür. Erleri büyük tafra ile giyinmiş vesilahlanmış gezerler. Ve bunlar Çin halkı gibi temizliğe, arılığa çokdikkat ederler. Kaz, tavuk ve benzeri hayvanları bile evlerinde,kirletirler deye, komazlar, hep kırda gezdirirler. Ve yemeklerinde dizüzerine oturup iki çatal çubuk ile alıp yerler, ellerinibulaştırmazlar. Ve yaygıları kirletmemek için papuçlarını dışardaçıkarıp çok dikkat ederler. Deniz kıyılarında ve şehirlerde alçak hâiliolanlar sebzevat, pirinç ve balıkla geçinirler. Uluları çoğu av etiyerler, balığa da düşkündürler. Türlü ziyafetler ederler. Her bir türlüyemekte sofrayı bozup değiştirirler. Ve herkesin önüne birer ardıç yada senevber ağacından yapılmış tabak koyup her yemekte onu dadeğiştirirler ve yemeklerinin üzerine altın tozu saçarlar ve tabaklarüzerine yemeği yığıp yer yer ziynet için servi budakları dikerler vepişmiş kuşların burunlarını ve ayaklarını altın varak yapıştırmaklasüsleyip gayet değerleri tabaklara korlar. Ve konuğa riayet ederler. Vebunlar bir tür sıcak şerbete pek düşkündürler. O şerbet onlarınvücutlarının sıhhatini uzun zaman korur. Suyu kaynatıp içine kaya,yahut hayam derler, bir tür otun tozunu korlar. Büyüklere riayet olsundeye kendi elleriyle pişirirler ve maslahat için her evde bir küçük odavardır. Bir konuk gelse elbette ona fincanla verirler. Bundan dolayımükellef takılar, avadanlıklar, ibrikler ve fincanlar ve tepsileretmişlerdir. Hepsi halli hâlince bu şerbethane aleti ile öğünürler. Vebunların yoksulları sade yağ yerine kadırga balığı yağını kullanıp mumyerine çırpı ve kimi evlerde saman sapı yakarlar.
Kâtip Çelebi
Cihannüma
“Japonya’da Ahlak ve Âdet” adlı yazısını okuduğunuz Kâtip Çelebi XVII.yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun çok yönlü yazarlarından vedüşünürlerinden biridir. Özel öğrenim gören, çeşitli seferlere katılanve İstanbul’a yerleşerek kendisini eserni yazmaya veren KâtipÇelebi’nin kitapları konuları yönünden olduğu kadar, düşünceleri,çağının kişilerini değerlendirmesi ve olaylara bakışıyla da ön sıradayer alır.

Kâtip Çelebi’nin büyük bir araştırmacı olduğunu nereden anlıyoruz"/

Kâtip Çelebi tarih, coğrafya, biyografi, tıp, sosyoloji, etnoloji vb.sahalarda kaleme aldığı eserinin bir kısmı Arapça bir kısmı Türkçedir.Fransızca, Lâtince ve İtalyanca bilen Kâtip Çelebi, bilim dünyasınaışık tutan çok önemli eserler bırakmıştır. Bunlar arasında öncelikleCihannüma, Fezleke, Keşfu’z- zunün, Tuhfetü’l- kibar fi esfari’lbahar’ı sayabiliriz. XVII. yüzyılda Kâtip Çelebi, çok uzak coğrafyadakiJapon halkının ahlak, âdet ve göreneklerini günlük hayatlarınıanlattığı bir yazısını okuduğunuz. Yazısında Kâtip Çelebiayrıntılarıyla Japonların giyinişlerini, geçim yollarını,yiyeceklerini, içeceklerini, ziyafetlerini ve konuk ağırlamalarıhakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Bu yönüyle öğretici (didaktik)Osmanlı metinleri içinde önemli bir yere sahiptir.

ÖZET
İslami dönem Türk edebiyatı XI. yüzyıldan XIX. yüzyılın ortalarınakadar sürmüştür. IX. yüzyıldan sonra İslamiyeti kabul eden Türklerintoplum yapılarında köklü değişmeler olmuştur.
Klasik edebiyat (Divan edebiyatı), asıl gelişmesini Anadolu’dasürdürmüştür. Klasik edebiyatın XIII. yüzyılda Hoca Dehhanî ilebaşladığı kabul edilmektedir.
Türk halk edebiyatı, İslamiyetten önceki sözlü edebiyat geleneğinisürdürmüştür. İslamiyet’in kabulünden sonra dinî- tasavvufinitelikleriyle Orta Asya’da Ahmet Yesevî’nin yanında yetişendervişlerin, Anadolu’ya gelmesiyle XIII. yüzyılda başlayarak ilkdinî-tasavvufi ürünler verilmeye başlar. XV. yüzyıldan sonra, “âşık” yada “saz şairi” adıyla bilinen bu şairler ellerinde sazlarıylaAnadolu’yu adım adım gezmeye başlarlar. Türk destanlarının bir parçasıya da devamı olan “halk hikâyeleri” ile “mâni, türkü” gibi anonimürünler, halk arasında varlığını sürdürmüştür.
Halk edebiyatımız sözlü geleneğe dayanır. Hece ölçüsü kullanılması,belli kafiye düzenlerine uyulması, saz eşliği, nazım biriminin dörtlükolması en belirgin özelliklerindendir.
Bir de Türk halk tiyatrosu olarak adlandırılan sözlü edebiyatgeleneğine başlı seyirli oyunlarımız vardır. Bunlar Karagöz, meddah,orta oyunu ve köy seyirlik oyunlarıdır. Adını andığımız bu türler dahaçok taklit, güldürü ve söz hünerine dayanır. Batı tarzındaki tiyatrotürü yaygınlaşıncaya bunlar kadar Türk halkının eğiticilik veeğlendiricilik ihtiyacını karşılamıştır.
Öğretici metinler arasında tezkire, tarih, seyahatname, mektup, ilmî ve dinî metinleri de sayabiliriz.

2036
0
0
Yorum Yaz
banner banner_beyaz_esya_160x600 Image Banner
Siberailem_banner kirmizi120x600 Image Banner
toplist - evden eve nakliyat - msn
Zirve100 Toplist
site ekle